Doğu Pasifik`de bulunan Paskalya Adası, bir çok pasifik adasının karakteristik geniş sahiline sahip değildir. Sahili dik olarak denizin 3000 metre derinliğine kadar iner. Kumsal çok ender köşelerde (mesela kuzey sahilindeki palmiye ormanının yakınında), kayda değmez nitelikte bulunur. Ada bugünkü ismini 1722 yılının Paskalya bayramının arifesinde, ticari amaçlarla gemisiyle buradan geçerken burada karaya çıkan Jakop Roggeveen`den almıştır. Roggeveen ertesi gün Paskalya olduğundan adaya Paasch Eyland (Paskalya Adası) demiştir. Carl Friedrich Behrens`in, katıldığı bir seferden sonra Leipzig`de yayınladığı bir rapor, dikkatleri o zamana kadar çok az tanınan bu adaya yöneltir. Ada bugünkü ismini 1722 yılının Paskalya bayramının arifesinde, ticari amaçlarla gemisiyle buradan geçerken burada karaya çıkan Jakop Roggeveen`den almıştır. Roggeveen ertesi gün Paskalya olduğundan adaya Paasch Eyland (Paskalya Adası) demiştir. Carl Friedrich Behrens`in, katıldığı bir seferden sonra Leipzig`de yayınladığı bir rapor, dikkatleri o zamana kadar çok az tanınan bu adaya yöneltir. 1882 yılında Almanlar da adaya etnolojik incelemeler yapmak gayesiyle gelmişler, örf, adet, yazı, dil gibi tanımlamaları yapmışlardır. Adadaki Moai adı verilen insan heykellerinin 1886 yılında ilk defa fotoğraflarını çeken kişi ise ABD`ye ait Mohican gemisi ile buraya gelen, gemi doktoru William Thomson`dur. Taş heykeller; Dünyaca ünlü, her turistik kitapta anlatılan taş heykeller Moai diye adlandırılırlar. Pater Sebastian Englert, bu heykellerden 638 tanesini numaralandırmış ve kategorize etmiştir. Esasında bu heykellerin daha önceden 1000 adedin üstünde olduğu tahmin edilmektedir. Çok sayıda araştırmaya rağmen bunların ne amaçla yapıldığı bilinmemektedir. Tam ne zaman yapıldığı da bilinmeyen heykellerin, M.S. 1000 ile 1600 yılları arasında inşa edildiği tahmin edilmektedir. Yine tahminlere göre bu taş heykeller yerlilerin ruhlarla iletişim kuran atalarıdır. Boyları 1 ile 20 m arasında değişen Moailerin en büyüğünün ağırlığı 50 tondur. Adanın doğusundaki Rano Raraku yanardağının tüf ve taşlarından yontulmuştur. Ahu adı verilen platformlar üzerinde yerleşmiş heykeller, bakışları yerleşim bölgesini görecek şekilde yerleştirilmişlerdir. Ahular o kadar güzel işlenmişlerdir ki yontma taş plakalarının arasına bıçak sırtı bile sığmaz.
|